CEMAL SÜREYYA İNCELEMESİ / CEVDET YÜCEER

2008-01-16 18:04:00

1931 yılında Erzincan'da doğan Cemal Süreya 77 yıldır, şiirleriyle aramızda yaşamaya devam ediyor.1953 yılında “şarkısı beyaz “ ile başlayan Cemal Süreya şiirleri, günümüze dek başucu şiirleri olmayı başarmıştır. Cemal Süreya şiirini vazgeçilmez kılan, hala dönüp, dönüp okuduğumuz o sihirli dizelerin ardındaki gizemli güç nedir?

İkinci yeni şairlerinin, kendilerinden önceki şairlerden farklı oluşu bir rastlantı değildir. Başta Cemal Süreya olmak üzere, ikinci yeni şairleri, dönemin sanat ve edebiyat akımlarını yakından takip etmiş, özümsemiş ve etkilenmiştir. Valery, Eluard, Aragon, Apollinaire gibi önemli şairlerden çeviriler yapmaları, çeşitli sanat akımlarını yakından takip etmeleri, Kandinsky, Klee ve Chagall, Modigliani gibi dönemin önemli ressamlarının, sanat anlayışlarını anlamaya çalışmaları, Üst Gerçekçilik ve Dadacılık gibi sanat ve edebiyat akımlarıyla yakından ilgilenmeleri, zengin kültür birikiminin oluşmasına neden olmuştur. Bu birikim, başta Cemal Süreya olmak üzere, tüm ikinci yeni şairlerinin şiirlerinde farklı biçimlerde gözlenir.

Şiir, düşünceyi mümkün olduğunca az sözcükle ifade edebilme sanatı olarak tanımlanabilir. İyi şair, bir sözcüğe bin anlam yükleyebilen şairdir. O bir tek sözcük yazılmamış binlerce sözcüğün yükünü taşır. Bu anlamda şiirimizin önemli şairlerinden biridir Cemal Süreya. Şiirin dil örgüsünü, sözcük düzeyine indirgemeden, şiirin bütünlüğünü bozmadan, yeni ve sihirli sözcükler üretti. Kendi deyimiyle, dilde yangın çıkardı.
Cemal Süreya'nın ilk kitabı “Üvercinka” şiir tarihimizde bir başyapıt olarak kabul edilir. Üvercinka'yı başyapıt yapan üç ana etkenin altını çizmekte yarar var. Birincisi, özgür dili, yeni sözcükler yaratması, sözcüklere yeni anlamlar yüklemesi. “gözleri göz değil gözistan” ya da “kahin- klin, kahin-klin” ve “gülüm- mera, gülüm-mera” örneklerinde olduğu gibi. Elma şiirinin son dizesinde “adımın bir harfini atıyorum” diyerek Süreyya'dan bir “y” atıp Süreya olarak yazması ve “yeni sözler buldum bir nice seni görmeyeli” dizesiyle de, sözcüklerle ne denli uğraştığını gözleyebiliriz.

İkincisi, en çok önem verdiği “ şiirde kişilik” meselesidir. Bir şairin kişiliğinin şiire yansıması gerektiğini söylüyordu Cemal Süreya…“Folklor şiire düşman yazısında, folklorün anonim kalıplarının şiiri sınırladığı ve bu kalıplarla kişilik kazanmanın olanaksız olduğu düşüncesindeydi.

Üçüncüsü, Cemal Süreya şiirinin en belirgin özelliği olan “erotizm” dir. Cemal Süreya erotizmin önce insanı sonra toplumları etkileyip değiştirebilecek gücü olduğuna inanıyordu. Amacı şiir okurunda “ şok” yaratmak, sarsmak, değiştirmekti. Erotizm, üvercinka dan sonra, yaşamı boyunca yazacağı şiirlerin bir çoğunda egemen söylem olarak dikkati çeker. .

 Cemal Süreya şiirinin dizeleri arasında, okuru düşüncelere gömen sözcüklere rastlarız. Okyanusun derinliklerinde dolaşan bir dalgıç gibi o gizemli sözcüklerin peşinden sürüklenip gideriz. Şairin o sözcükle neler anlatmak istediğini düşünmeye başladığımızda, kendimizi bir anda şiirin dışında başka tarihlerde, başka coğrafyalarda buluveririz. Cemal Süreya şiirinin, bunca yıldır vazgeçilmez oluşunun nedenlerinden biri de o gizemli sözcüklerde yatmaktadır.

Üvercinka” şiirinde “En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye” ve “Aslan Heykelleri” şiirinde,”ya bu başını alıp gidiş boynundaki / Modigliani oğlu Modigliani” dizelerinin, Modigliani'ın uzun boyunlu kadın resimlerinden kaynaklandığı biliniyor. “Afrika” özcüğünü duyunca aklımıza hemen Cemal Süreya'nın “üvercinka”sı gelir. Sevişmenin bir kere daha yürürlüğe girdiği bütün kara parçalarının içinde Afrika'nın önemli bir yeri vardır. Afrika, Cemal Süreya şiirinde yoksulluğu ve yalnızlığı, direnişi ve başkaldırmayı, dostluğu ve yoğun aşkı simgeler.”başladı yine Afrika'sı uzun bir gece” ve “Afrika dediğin bir garip kıta / el bilir âlem bilir” dizeleriyle, yoksulluğu ve yalnızlığı ancak bu kadar çarpıcı anlatabilir bir şair.

“Yazmam daha aşk şiiri” adlı şiirinde iki önemli dizenin altını çizelim.  “Saçlarını tarasa baştanbaşa rumeli” ve “ Öpüşlerin türlüsünden elhamra”. Bu iki dizede iki gizemli sözcük karşımıza çıkar. “Rumeli” ve “elhamra” sözcükleri. Cemal Süreya, ilk dizede kadın saçının güzelliğini tek bir sözcüğe, “Rumeli” sözcüğüne gizler. Rumeli, tarihin derinliklerinden gelen büyük ayrılışı simgeler. Rumeli, milyonlarca insanın Üsküp, Selanik, Manastır ve daha nicelerini, evlerini, bağ ve bahçelerini, tersine göçle terk edip Anadolu'ya dönüşünün öyküsüdür. Bir daha gidilmesi, görülmesi, yaşanması mümkün olmayan bir büyük güzellikten ayrılıştır. Kavuşulmayacak bir aşk olarak kalmıştır Rumeli. Bu yüzden “saçlarını tarasa baştanbaşa Rumeli”dir. Yani o kadar güzeldir ki kavuşulamayacak kadar, Rumeli kadar güzeldir. Cemal Süreya, Rumeli sözcüğü ile kadın saçının güzelliğini anlatırken, şiir okuruna Rumeli olayını da hatırlatmaktadır.

Aynı şiirde, karşımıza çıkan gizemli sözcüklerden biri de “elhamra”. “öpüşlerin türlüsünden elhamra “ . Yani o kadar çok öpüş var ki, bu 'elhamra' öpüşü. İşte, gizemli bir sözcük daha 'Elhamra' yani kırmızı. Yani kırmızı öpüş. Cemal süreya'nın bu şiiri yazarken Chagall resimlerinden etkilendiğini bildiğimiz için ister istemez Chagall'ın o renk cümbüşü resimlerine gideriz. Red lovers “kırmızı aşk” adlı tablosu karşımıza çıkıverir. Cemal Süreya, kırmızıyı direk kırmızı olarak kullanmaz. Ona kırmızı anlamına gelen “elhamra” der. Süreya, bu dizeyle Chagall'ın 'kırmızı aşk' tablosuna da yeni bir boyut kazandırır. Şiir okurunu bir kez daha şaşırtır. Bir kez daha hayal dünyamızı zorlar. Bizi yine şiirin dışına çekip, sadece Chagall'ın resimlerine değil, aynı zamanda, Endülüs Emevilerinin İspanya'nın Granada kentinde bulunan Elhamra (kırmızı) sarayına da götürür. İç içe geçmiş avlulardan, muhteşem çiçek bahçelerine, göz kamaştıran salonlardan, gizli harem odalarına uzanan, sanki bin bir gece masallarından çıkmış büyülü “Elhamra” sarayına. Öpüşmenin boyutlarını bu sihirli sözcükle o denli genişletir ki, aşkın ve şehvetin şiddetini arttırır.
  
Cemal Süreya şiirindeki gizemli sözcüklerden bir başkası da , “Mitridat”tır. “Tabanca” adlı şiirinde “ben Mitridat’tan söz ettim siz etmeyiniz”diyor. ”Ortadoğu”şiirinde ise “altın öldürmüş, ipek yalan söylemiştir / Kadı Burhanettin'in arkadaşlarını / Mitridat'ın dostlarını, sevgililerini /ağuya ve küçük tatlara alıştırmıştır.” Dizeleri dikkatimizi çeker. Kimdir bu Mitridat, Cemal Süreya, şiirinin dizeleri arasına Mitridat ismini neden yerleştirmiş. Tabanca şiirinin ilk dört dizesini hatırlayalım.”Sigara içenlere ateş etmeyiniz / Evli bir kadınla rakı içerken / Rozet gibi göğsüne takmış cesaretini / Ben Mitridat'tan söz ettim siz etmeyiniz”. Pontus kralı Mitridat'ı yakından tanımak, hakkında ayrıntılı bilgiye başvurmak gerekiyor.

Mitridat, çocukluk yıllarında annesinin onu zehirleyerek öldürteceğinden korkar ve Pontus dağlarında yedi yıl boyunca gizlenir. Bu süre içinde çeşitli dağ otlarını inceler ve zehirlenmeye karşı bir panzehir geliştirmeye çalışır. Sonunda, 48 çeşit drog'dan oluşan bir antidot hazırlar “Mithridaticum” adını verir. Bu panzehirin zamanla terkibi değişir 'tiryak' adında, her derde deva bir ilaca dönüşür. Hatta merkez efendinin yaptığı ünlü mesir macununun 'tiryak'a dayandığı söylenmektedir. Cemal Süreya'ya dönecek olursak, tabanca şiirinin ilk dört dizesini bu bilgiyle okuyup Mitridat sözcüğünün yerli yerine oturduğunun farkına varacağız. Cemal Süreya “Üvercinka” ile başlattığı şehvet 'i (sansualite) birçok şiirinde farklı anlatımlarla okuyucunun karşısına çıkarır. Evli bir kadınla rakı içerken Mitridat'tan söz etmesi bundandır.   
Cemal Süreya'nın, “Bir çocuktun sen” dizesiyle başlayan ve çocukluğunu anlattığı şiirinde,  “annen Alucra'nın gizli su kürelerinden geçirdi seni; at arabalarıyla ve büyük bir kalabalıkla gidilen baş döndürücü mavi su kürelerinden.” Dizeleri oldukça gizemlidir. Cemal Süreya, çocukluğunda annesiyle gittiği Alucra'daki mavi su kürelerinin etkisinde kalır. Onun hatırladığı şey ya Alucra'daki sıcak su kaplıcaları ya da inanılmaz güzellikteki mağaralar olabilir. Asıl dikkat edilmesi gereken, Cemal Süreya'nın annesine olan bağlılığı ve ona duyduğu gizli aşkın şiirde bu dizelerle karşılığını bulmasıdır. Cemal Süreya her kadını biraz annesi gibi sevmiştir. Anne, Cemal Süreya'nın hayatındaki bütün kadınlarda biraz vardır.

Erotizm, Cemal Süreya şiirinin temel taşlarını oluşturmaktadır. Her dizenin altında erotizmin izlerini bulabiliriz. Gizemli sözcüklerin peşinden koştukça Cemal Süreya şiirinde egemen olan cinselliği ve o büyük kültür birikimini açığa çıkarırız

9544
0
0
Yorum Yaz